Fil guzel masaj yapıyo | Fil guzel masaj yapıyo video

Eylül 21st, 2008

Fil guzel masaj yapıyo video

Ağzınız açık kalacak | Ağzınız açık kalacak video

Eylül 20th, 2008

Ağzınız açık kalacak video

Uçan basketçiler | Uçan basketçiler video

Eylül 19th, 2008

Uçan basketçiler | Uçan basketçiler video

Safranbolu Evleri | Safranbolu Evleri Tarihçe

Eylül 18th, 2008

null

Daha çok geleneksel evleri ile tanınan Safranbolu, Karabük ilinin en büyük ve geliÅŸmiÅŸ ilçesidir. Konumu yaklaşık olarak Ankara’nın iki yüz kilometre kuzeyinde ve Karadeniz’in yüz kilometre güneyindedir. Karabük ilçe merkezinin de 9 kilometre kuzeyinde bulunmaktadır.

Safranbolu’nun adı antik dönemde tarihçi Homeros’un İlyada destanında Paplagonya olarak geçmektedir. Safranbolu’da sırası ile Hititler, Frigler, dolaylı yoldan Lidyalılar, Persler, Helenler, Romalılar, Selçuklular, ÇobanoÄŸulları, CandaroÄŸulları ve Osmanlılar egemenlik kurmuÅŸlardır. Safranbolu 1196 tarihinde Selçuklu Sultanı II.Kılıç Arslan’ın oÄŸlu Muhiddin Mesut Åžah zamanında Türklerin eline geçmiÅŸtir. Tarihi süreç içerisinde ise 1213-1280 tarihleri arasında ÇobanoÄŸullarının, 1326-1354 tarihleri arasında CandaroÄŸlullarının, 1354-1402 ve 1423 yılından itibaren de Osmanlıların egemenliÄŸine girmiÅŸtir. Safranbolu 14. yüzyılın ortalarında ilk defa Osmanlı kontrolüne geçmiÅŸtir ve bu tarihten 1416′da tamamen fethedilene kadar Osmanlı Devleti ile CandaroÄŸulları arasında bir sınır bölgesi olmuÅŸtur. Bölgeye Osmanlılar Yörükan-i Taraklı olarak bilinen çok sayıda Türkmen göçebeyi yerleÅŸtirmeye çalışmıştır ve ÅŸehrin ismi bu dönemden sonra Taraklı Borglu veya kısaca Borglu ve Borlu olarak adlandırılmıştır. 18. yüzyılın ortalarında ZaÄŸfiran Borlu kullanılmaya baÅŸlanmıştır ve daha sonra 19. yüzyılın ortasında kısa bir süre için ZaÄŸfiran Benderli kullanılmıştır fakat 19. yüzyılın son çeyreÄŸinde ZaÄŸfiran Bolu olarak deÄŸiÅŸmiÅŸtir. En son olarak ise Zafranbolu ve daha sonra Safranbolu ÅŸekline dönüşmüştür.

Safranbolu, tarihi geçmişinde, en üstün ekonomik ve kültürel düzeyine Osmanlı döneminde ulaşmıştır. Kentin 17. yy da İstanbul-Sinop kervan yolu üzerinde önemli bir konaklama merkezi oluşu, bölgede ticaretin gelişimine olanak sağlayarak zenginleştirmiştir.

Safranbolu , tarihi evleri ile Karabük ilinin turizm merkezi olmuştur. Bozulmayan dokusuyla Türk toplumunun günlük yaşatısını en ince ayrıntısına kadar gösteren Safranbolu evleri UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınmıştır. Adını Safran adlı bitkiden alan Safranbolu dünyada bu bitkinin yetiştiği nadir yerlerden biridir.

Geleneksel Safranbolu Evleri 18. ve 19. yüzyıl Osmanlı kent dokusunu günümüze deÄŸin koruyabilen Safranbolu’daki tarihsel anıtların çoÄŸu, CandaroÄŸulları ve Osmanlı dönemlerindendir. Safranbolu’daki tarihsel anıtlar çoÄŸunlukla kare ya da kareye yakın planlı, düz çatı ya da kubbe ile örtülü, moloz taÅŸtan yalın örneklerdir. Camiikebir mahallesindeki eski cami (Gazi Süleyman PaÅŸa Camii) 14. yüzyılda CandaroÄŸulları döneminde kiliseden camiye dönüştürülmüştür. Yanındaki gazi Süleyman PaÅŸa medresesini Abdulmecid 1845/1846 da onartmıştır. Aynı kesimde bulunan eski hamam 1322 den sonra inÅŸa edilmiÅŸtir, çifte hamam planındaki yapı günümüzde de iÅŸlevini sürdürmektedir. Kare yapılı, ahÅŸap örtülü, moloz taÅŸtan TaÅŸminare camisi de CandaroÄŸulları dönemindendir. Safranbolu’daki önemli Osmanlı yapılarından biri olan Köprülü Mehmet PaÅŸa camisine (1662) çarşı içinden kemerli büyük bir kapı ile geçilir. BeÅŸik tonoz örtülü beÅŸ bölümlü son cemaat yerinden, kiremit kaplı kubbe ile örtülü (eskiden kurÅŸun kaplıydı) ana mekana girilir. Burası geç dönem kalem iÅŸleri ile bezelidir. Hidayet AÄŸa’nın Safranbolu’da yaptırdığı (1718/1719) Hacı Süleyman Efendi’nin onarttığı (1873/1874) ve 1950 de yeniden elden geçirilen Hidayetullah Camii kare planlı, yalın bir camidir; tek bezemesi minaredeki geometrik motiflerdir. 1779 da eski bir caminin yerine inÅŸa edildiÄŸi sanılan KazdaÄŸlı camisi, yanlarda tonoz, ortada kubbe ile örtülü üç bölümlü son cemaat yeri ile; tek kubbeli ana mekandan oluÅŸur. Safranbolu’nun önemli camilerinden biri olan, 3. Selim’in sadrazamı İzzet Mehmet PaÅŸa’nın yaptırdığı (1796) ve kendi adını taşıyan cami 1902/1903 tarihinde onarılmıştır. EÄŸimli bir alana uyumlu bir biçimde yerleÅŸtirilmiÅŸ yapılarla küçük bir külliye oluÅŸturan bu camii tümüyle kesme taÅŸtandır. Tüm kubbelerinin kurÅŸunla kaplı olmasıyla öteki camilerden ayrılır ve 18. yüzyılda Anadolu’da batı etkilerini yansıtan bir örnek olması açısından dikkati çeker. Ortası kubbeli, yanları tonozlu son cemaat yerinden tek kubbeli ana mekana geçilir, bu mekanın kuzeyindeki üç kubbeli bölüm kadınlar mahfili olarak eklenmiÅŸtir.

Geleneksel Safranbolu evleriSafranbolu’nun önemli yapılarından biri olan Hacı Hüseyin Hüsnü’nün yaptırdığı kaçak (Lütfüye) camisi (1878/1879) Akçasu deresi üzerindeki bir kemere oturtulmuÅŸtur. Bu ilginç mimarisinin yanı sıra ahÅŸap minaresi ile de dikkati çeker. Kentte halveti ÅŸeyhlerinin yalın türbelerinin (Hacı Emin efendi 1866/1867),(Åžeyh Mustafa 1871/1872) yanı sıra Ali ile Hasan Baba türbeleri (1871/1872) bulunmaktadır. Safranbolu ‘da, Osmanlı döneminden günümüze ulaÅŸan en eski anıtlardan biri olan Kalealtı tekkesi (1550) çok yıkıktır. 1844 de halveti tekkesi olarak inÅŸa edilen Ali Baba tekkesinden günümüze yalnızca mescidin bir bölümü ulaÅŸmıştır. İki katlı, revaklı avlulu Cinci hanı 17. yüzyılın ilk yarısında Cinci Hoca tarafından yaptırıldı. Avlu çevresinde kubbeli odalar vardı, ahır güneybatıdadır. Safranbolu yöresinde Cinci Hoca vakfı diye bilinen yeni hamam vakıf kayıtlarına göre, Hamide Hatun vakfıdır, haç planlı sıcaklıklı çifte hamam planındadır. Eflani çayı üzerindeki iki kemerli, 34 metre uzunluÄŸundaki TaÅŸköprünün CandaroÄŸulları döneminden kaldığı sanılmaktadır. Safranbolu Gümüş deresi üzerindeki Tokatlı köprüsü 1796/1797 de, CandaroÄŸulları döneminden kalma bir su kemerinin üzerine yapılmıştır, tek gözlü kırk metre uzunluÄŸunda bir örnektir. Tokatlı köprüsünün kuzeyindeki ince köprünün yapım tarihi bilinmemektedir, 110 metre uzunluÄŸundaki yapının 33 metresi su üzerindedir. Bir büyük, beÅŸ küçük kemeri vardır. İlçede çeÅŸitli tarihlerden bir çok çeÅŸme bulunmaktadır. Köprü çeÅŸmesi (1661/1662, 1896 da onarıldı), TaÅŸminare çeÅŸmesi (1691/1692), Köprübaşı çeÅŸmesi (1837/1838), Karakullukçu çeÅŸmesi (1874), Mescit (Hamidiye) çeÅŸmesi (1905).

Safranbolu O dönemin Safranbolu halkının yaÅŸama biçimini, beÄŸenisini, kültürünü, üstün yapı tekniÄŸini yansıtan Safranbolu evleri yöre mimarisinin en dikkati çeken öğeleridir. Safranbolu’nun çekirdeÄŸini oluÅŸturan Kaleiçi ve çevresi ile, Üçdere vadisinin yamaçlarına yayılan bu evler birbirinin görünümünü bozmayacak biçimde yerleÅŸtirilmiÅŸtir. Dar, kıvrımlı sokak dokusunu izleyen bu yapılar çoÄŸunlukla yüksek duvarlar üzerine kurulmuÅŸ, dışa taÅŸkın üst katlar yapıya estetik bir görünüm de kazandıran eli böğründelere oturtulmuÅŸtur. AhÅŸap çatkılı, taÅŸ ve kerpiç örgülü duvarlar beyaz badanalıdır. Meyve bahçeleri içindeki konumları, planları, selamlık köşkleri, iç düzenlemeleri, sedirlerle çevrili fıskiyeli havuzları, ahÅŸap iÅŸleri (tavanlar, kapılar, dolaplar), yaÅŸmaklı ocakları, geniÅŸ saçakları, kabaralı süslü halkalı kapıları ile Türk konut mimarlığının en özgün örneklerini oluÅŸturan Safranbolu evleri İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Entitüsü’nün öncülüğündeki çalışmalarla koruma altına alınmış ve yöre sit alanı olarak belirlenmiÅŸtir.

Yurdumuzun önemli turizm merkezlerinden biri olan Safranbolu tatil yapmak için iyi bir seçim olup, her yıl tarihi Safranbolu evleri’ni görmeye gelen onbinlerce yerli ve yabancı turist ağırlamaktadır. (http://www.karagoz.net/safranboluevleri.htm Adresinden Alıntıdır.)

Assos | Assos Tarihçesi

Eylül 17th, 2008

null

Ayvacık’ın sahil köylerinin en önemli özelliÄŸi Adatepe’den baÅŸlayarak kıyıya paralel uzanan tepelerin deniz gören yüksek kesimlerinde yerleÅŸmiÅŸ bulunmasıdır. Behram (Assos), Ayvacık’ın güneyi boyunca bir gerdanlık gibi dizilen köylerimizin ortasında adeta bir elmas gibi gözleri kamaÅŸtıran güzelliÄŸi ile boy göstermektedir. Dünyada antik ÅŸehir kalıntısı içinde yaÅŸamaya devam eden biricik köydür.

Assos, Eski Anadolu’nun batısında, Troas bölgesinin güney kıyısında, 238 metre yükseklikteki bir bazalt tepesi üzerine kurulmuÅŸ antik bir ÅŸehirdir. Örenleri, Behram Köyü civarında görülmektedir. Tepenin kuzey eteÄŸinde, Satnioeis (Tuzla Çayı) akmaktadır. Assos, Lesbos (Midilli) adasındaki Methymna ÅŸehrinden gelen Aioller tarafından kurulmuÅŸtur. M.Ö.560-547′de Lydialılar’ın, M.Ö.547-479′da Perslerin egemenliÄŸi altında bulunmuÅŸtur. Bağımsızlığa kavuÅŸtuktan sonra Attika Deniz BirliÄŸi’nin bir üyesi olmuÅŸtur. M.Ö.405′te Assos’ta oligarÅŸik bir hükümet kurulmuÅŸtur. M.Ö.366 yılında Phrygia satrabı Ariobarzanes, Pers Kralı’na karşı ayaklandığı zaman, büyük bir banker ve iÅŸadamı olan Eubulos Ariobarzanes ile bir olarak Atarneus’tan Assos’a kadar bütün kıyı bölgesini elde etmiÅŸtir. Ariobarzanes’in düşmanları Lydia satrabı Autophradates ve Karia satrabı Maussollos, Assos’u muhasara ettikleri zaman, Eubulos, ÅŸehri baÅŸarı ile savunmuÅŸtur. Sonunda Sparta Kralı Agesilaos’un iÅŸe karışmasıyla kuÅŸatma kaldırılmıştır. M.Ö.350 yılında Assos’un idaresi Hermias’ın eline geçmiÅŸtir. Hermias, Eubulos’un bir hadım kölesidir; fakat çok kabiliyetli olduÄŸu için, Eubulos onu öğrenim için Atina’ya göndermiÅŸtir. Hermias, orada Eflatun’un öğrencisi olmuÅŸ ve Aristo ile dostluk kurmuÅŸtur. Anadolu’ya döndükten sonra, hem para hem de devlet iÅŸlerinde Eubulos’un ortağı ve arkadaşı olmuÅŸtur. Hermias, Assos ÅŸehrini Eflatun’un öğrencileri olan Erastos ile Koriskos’a hediye etmiÅŸtir; onlar da orada bir felsefe okulu kurmuÅŸlar, devlet idaresinde de Hermias’a etki yapmışlardır. Eflatun’un ölümünden sonra, Hermias’ın daveti üzerine Aristo, Ksenokrates ile beraber Assos’a gelmiÅŸ ve orada ilk felsefe okulunu kurmuÅŸtur. Bu ÅŸekilde Assos, Aristo’nun orada kaldığı üç yıl zarfında (347-345) Yunan tefekkür hayatının önemli bir merkezi olmuÅŸtur. Kıstoa Okulu’nun ikinci baÅŸkanı olan Kleanthes (330,231) Assos’ta doÄŸmuÅŸtur.Hermias’ın ölümünden sonra (M.Ö.342) Assos, yine Perslerin egemenliÄŸi altına girmiÅŸ, M.Ö.334′te Büyük İskender tarafından kurtarılmış, ondan sonra bütün Troas bölgesi gibi, muhtelif hükümdarların egemenliÄŸi altında bulunmuÅŸ, sonra Bergama Kralları’nın ve bütün Bergama Krallığı ile beraber M.Ö.l33 yılında Romalıların eline geçmiÅŸtir. Assos adı, tarihte bundan sonra geçmemekle beraber önemini kaybetmemiÅŸtir. Assos’a Bizans zamanında Makhramion adı verilmiÅŸtir, bugünkü adı Behram, oradan gelmektedir.Assos’un önemi, özellikle Aleksandreia Troas’tan, Adramytteion’a, oradan da Bergama’ya kadar giden yola hâkim olmasındandır. Bu yüzden, ÅŸehir ilk zamanlardan beri iyice tahkim edilmiÅŸtir. Büyük bir kısmı iyi korunmuÅŸ olan surlar ve kapıları, M.Ö.IV ve III. yüzyıllarda yapılmıştır; bunlar Yunan tahkimat sanatının parlak bir örneÄŸi sayılabilir. Öbür binalar arasında özellikle ÅŸehir tepesinin en yüksek noktasında bulunan Athena Tapı-nağı’nın önemi, anılmaya deÄŸerdir. Bundan baÅŸka bir tiyatro, bir gymnasion ve agoranın kuzey kenarındaki bir stoanın örenleri de vardır. Deniz kenarından hala eski dalgakıranın kalıntıları görülebilmektedir. Batı Akropolis’ te ise her iki kenarında da mezarlar bulunan bir sokak göze çarpmaktadır. Ayrıca birçok mezar anıtı da bu sokakta yer almaktadır.

ASSOS –İSKELE

Athena Tapınağı’nın yükseldiÄŸi tepeden denize bakıldığında antik iskelenin su altındaki kalıntıları rahatlıkla görülebilmektedir. Lesbos (Midilli) ile Assos arasındaki dini ve siyasal baÄŸ düşünüldüğünde; buranın iÅŸlek bir liman olduÄŸunu tahmin etmek güç olmasa gerek. Bugün batık olan antik limanın yerine yapılmış olan iskele, tarihteki eski hareketliliÄŸini kaybetmiÅŸse de , güzelliÄŸiyle ziyaretçilerini büyülemeye devam etmektedir. İskele, seksenli yıllara kadar palamut sevkıyatında, burada bulunan yapılar da palamut ambarı olarak kullanılmakta iken, günümüzde her ikisi de turizm amaçlı faaliyet göstermektedir.Palamut yüklü deve kervanlarının yerini, dünyanın dört bir yanından akın akın gelen turist konvoyları almaktadır.

APOLLO SMINTHEUS TAPINAÄžI

Apollo Smintheus Tapınağı, eski adıyla Külahlı olarak bilinen Gülpınar Beldesi’nin kuzey-batısıyla, kuzey doÄŸusu arasında kalan vadinin baÅŸlangıç eteklerinde Bahçeler-içi olarak adlandırılan mevkide yer alır. Su yönünden zengin olan bu yöre, yeraltı kaynak suları ile beslenmekte; büyük olasılıkla antik çaÄŸlarda oluÅŸturulan yeraltı kanalları ile ana merkeze aktarılmaktadır. Tapınağın yapıldığı Helenistik çaÄŸda da yörede suyun bol olması Apollon kültünün bir simgesidir. Çünkü; tanrı Apollon kehanette bulunmak için her zaman suya gereksinim duymuÅŸtur.Tapınağın bu alanda kurulmuÅŸ olması da bu nedenle olmalıdır. Arkeologlar, mimarlar ve sanat tarihçileri için Helenistik ÇaÄŸ (M.Ö.330-30) ve mimarisi çok sevilen ve ilgi duyulan bir konu olarak karşımıza çıkar. Gülpınar Apollon Smintheus Tapınağı da Helenistik dönem için konusunu Homeros’un Ilyada Destanı’ndan alan kabartmaları yanında mimarî tasarım ve stili ile dikkatleri üzerinde toplar.M.Ö.150 yıllarında Ion stilinde yapılan tapınak, kuzey-batı Anadolu’da, Troas bölgesinde bugün için tek örnektir. Tapınak’ta Helenistik ÇaÄŸ Anadolu mimarlığına imzasını atan Mimar Hermogenes’in uyguladığı pseudodipteros (yalancı iki sıralı sütun) plân tasarımı kullanılmıştır.Ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14′er sütun dizisi yer alır. Tapınağın ölçüleri; dar yüzler 23.20 metre, uzun kenarlar ise 41.65 metredir.Alt yapısında üç farklı tür taÅŸ kullanılmıştır. Temel, yöreye özgü volkanik tüf taşından yapılmıştır. Üzeri, çevrede çok görülen andezit-bazalt taşı ile kaplıdır. Temel ve 11 basamağın en son kaplaması mermerdir. Mermer bloklarla döşenen kutsal alan, üç odadan oluÅŸur. Bunlar; giriÅŸ sırasıyla, pronaos (kutsal ön oda), naos (kutsal oda) ve opisthodomos (arka oda) tur.Naos’ta, Paroslu heykeltıraÅŸ Skopas’ın yaptığı ve 110 cm.lik bacak parçası ele geçen, tanrı Apollon’un heykelinin yer aldığı bilinmektedir.Alexandria Troas Helenistik ÇaÄŸ sikkelerinde görülen ve antik kaynaklarda bahsi geçen tanrı Apollon’un tapınak cephesinde duran, adını aldığı fare-smintheus’a basar biçimde tasvir edildiÄŸi sanılan kutsal heykeli olasılıkla, 5metre boyundadır.

Stylobat denilen plâtformda yer alan ve Anadolu Attik tipi bir kaide üzerinde yükselen 44 adet sütunun her biri üst üste konmuÅŸ 7 parçadan (tamburdan) oluÅŸur. Yedinci sütun tamburu, boÄŸa başı-çelenk süsleri veya mitolojik insan figürleri ile bezelidir. Bu son tamburun üzerine gelen baÅŸlık, Ion stilinde yapılmıştır. Sütunların üzerinde üst yapı elemanları olarak sırasıyla, inci dizisi ile süslü arÅŸitrav (baÅŸtaban) ile friz adı verilen ve üzerinde,Yunanlılar ile Troialılar arasındaki Troia SavaÅŸları’nı anlatan mitolojik konuları içeren kabartma bloklar yer alır. Yapı, daha sonra diÅŸ sırası (dentil), saçak (geison), üçgen alınlık (pediment) ve kırma çatı ile son bulur.Tapınak, yaklaşık olarak 5 katlı (15 metre) bir apartman yüksekliÄŸindedir. Marmara Adası mermerinden inÅŸa edilen tapınağın mimarı ve yaptırıcısı bilinmemektedir.Ilyada anlatımları, çeÅŸitli çaÄŸlarda vazolar üzerinde, duvar resimlerinde, mermer lahitlerde betimlenmiÅŸtir. Ancak bir tapınakta, ilk kez olarak Gülpınar Apollo Smintheus kutsal alanında karşımıza çıkar.

ROMA DÖNEMİ KÖPRÜLERİ

Tarihte Troas bölgesi olarak geçen Biga yarımadası Roma döneminde antik kentleri birbirine baÄŸlayan yol sistemine sahipti. Köprüler ise bölgedeki ticareti elde tutmak için gerekli olan bu yol ağının önemli bir parçası idi. İlçe sınırları içerisinde bu dönemden kalma iki antik köprü yer almaktadır.Bunlardan birisi Tuzla Köyü’nün 4km. batısında Küçük- kuyu beldesindedir. Gülpınar yakınında yer alan Chryse antik kenti ile Ezine ilçesi Dalyan Köyü’nde yer alan Aleksandreia Troas antik kentini birbirine baÄŸlayan köprünün günümüzde 93 m lik bölümü açıktadır.7 m’ ye yaklaÅŸan muhteÅŸem köprünün kemer ayaklarının 3-4 m lik kısmı toprak altındadır.

ATHENA TAPINAÄžI

Akropolis’in 289 m. yüksekliÄŸindeki derin mavi sulara bakan zirvesinde Fortress tanrıçası Athena için yapılmış olan bir tapınak bulunmaktadır (M.S.530) .Bu tapınak 30-31 m. ve 14.03 m.lik bir alanı kaplamaktadır. Tapınak, doÄŸuya dönük, önünde sütunlu bir giriÅŸ kapısı bulunan, dikey olarak uzanan “megaran” tipi evlere benzer bir yapıdır. Tapınağın etrafını çevreleyen bir sıra sütun (6×13) bize tapınağın tipik bir Periptenos çizgisi taşıdığını anlatır.

Bugün , tapınaÄŸa baktığımızda, temelleri(sütunların oturduÄŸu zeminler) olmak-sızın hala birkaç sütunun ayakta kaldığını görebilmekteyiz ve bu sütunlardan bir tanesi hala “kapital” ini taşımaya devam etmektedir. Aslında bu kapitallerin üzerinde nakışlarla süslü bir “architrave” in bulunması gerekmektedir.Nakışlarla süslü bu tür “architrave” lere yalnızca burada rastlanmıştır. “Architrave” lerin üzerinde ise “metope” ler bulunmaktadır. Yine bu “metope” ler nakışlarla süslenmiÅŸtir. Bu nakış motifleri, at binicileri, av sahneleri gibi mitolojik ÅŸekiller iÅŸlenerek oluÅŸturulmuÅŸtur. Bu motiflerin bir bölümü ÅŸimdi İstanbul, Boston ve Louvre ‘deki müzelerde sergilenmektedir. Tapınağın yapısı oldukça basittir. Tapınak, tahta kiriÅŸler üzerine oturtulan bir çatıyla kapatılarak, çelenkler ve helezonlarla dekore edilmiÅŸtir.

HÜDAVENDİGAR CAMİİ

14. yüzyılın sonlarına doğru inşa edildiği sanılmakta olup 238 m. yükseklikteki tepenin üzerinde tüm ihtişamıyla ayakta durmaktadır. Camiin dikkat çeken özelliklerinden birisi de dört yöndeki köşelerinin üst noktalarının pahlanması yani taş kenarlarının eğik kesilmiş olması ve pahlanan kısımların şekline uygun olarak üçgen şeklinde kapatılmasıdır. Kubbe, sekizgen bir kubbe kasnağına oturtulmuştur. Camii, bir kubbe ve sütunlu bir giriş kapısını da içine alan dörtgen bir alan üzerinde inşa edilmiştir. Camiin, Osmanlı mimarisinin tipik bir örneği olduğunu söyleyebiliriz. Camiin mermer giriş kapısı, Carnelıus kilisesinin kapısıdır. Carnelius kilisesini tamir ettiren Skamandros hükümdarının kilise kapısına yazdırmış olduğu duaya dokunulmamış,sadece haç işaretinin iki kanadı kırılmıştır. Üzerinde haç işareti bulunan taşın bir camiin dekorasyonunda kullanılmış olması çok ilginç ve bir o kadar da etkileyicidir.Camiin iç duvarlarının dekorasyonunda kadırga resimlerinin kullanılmış olması da çok sık rastlanılan bir durum değildir.

HÜDAVENDİGAR KÖPRÜSÜ

Ayvacık’ tan Behramkale’ye giden yol üzerinde , Tuzla Çayı üzerine 14. yüzyılda inÅŸa edilmiÅŸtir.Günümüze kadar ayakta kalmayı baÅŸarabilen köprü inÅŸaa edildiÄŸi günden bugüne üstünden insanları sevdiklerine kavuÅŸtururken,altından Ege’ye kavuÅŸmak arzusuyla çaÄŸlayıp duran Tuzla Çayını seyre dalmıştır . Antik adı Satniceis olan Tuzla çayının güney ve kuzey yönlerinde uzanır.Behramkale köyüne bir km mesafededir.Kimin tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemektedir.Ancak Cami’i yaptıranın köprüyü de inÅŸa ettirmiÅŸ olduÄŸu tahmin edilmektedir.Köprünün orijinal ve en itinalı kısımları kemerleridir.Genel form, büyük kemer üzerinde en yüksek kısmı teÅŸkil eder ve uçlara doÄŸru alçalarak son bulur. DiÄŸer bir özelliÄŸi de; Kemallı Asılhan Bey Camii ve Behramkale Camii duvar tekniÄŸinin burada da görülmesidir. Köprünün, mimari form açısından Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yapılan köprülerin özelliklerini üzerinde taşıdığı görülmektedir.

ZEUS ALTARI (SUNAK)

Gargara (Küçükkuyu ); sırtını, denizden aniden yükselen, zeytin aÄŸaçlarıyla süslenmiÅŸ Gargaran tepesine dayar. Gargaran tepesi de, eski Yunan kültürüne göre tanrılarına kurbanlar sunmak üzere yapılmış bulunan Zeus Altarı’na (Sunak) ev sahipliÄŸi yapar. Eski Yunanlılar, savaÅŸlarda galip gelmek, kuraklıktan, hastalıktan kurtulmak, bereketli ürün almak, felaketlerden korunmak gibi sebeplerle tanrılara kurban vermeyi adet haline getirmiÅŸlerdi. TaÅŸ duvarlarla örülen küçük bir oda kadar olan; içinde su bulunan sarnıç, halk arasında Zeus MaÄŸarası olarak bilinmektedir. Sarnıca inen taÅŸ merdiven, günümüzde yıkılmış durumdadır. Zeus Altarı’nın yanında Çanakkale Savaşı’na katılan Erdem Dede Yatırı da bulunmaktadır. Homeros, İlyada’sında; İda (Kaz) Dağı’ndaki Altar’dan şöyle bahseder:

“Uçup giden tunç ayaklı, altın yeleli atların sırtında vardılar, canavarın anası, kaynağı bol İda ‘ya, Gargaran’ daydı Zeus’un tapınağı, kokulu sunağı. İnsanları, tanrıların babası durdurdu, atları çözüp sürekli bir dumanla, koyu bir dumanla göz kamaÅŸtıran çalımıyla oturup dağın doruÄŸuna , Troia ‘yı , Akalıların gemilerini süzdü.” Zeus ile Hera’nın aÅŸkına da ÅŸahit olmuÅŸtur Gargarandaki Altar. İlyada’da şöyle anlatılır bu durum: “Hera, dosdoÄŸru yürüdü Gargaran doruÄŸuna, İda’nın en yüksek tepesiydi bu. Bulutları devÅŸiren Zeus, onu gördü. Görür görmez aÅŸk sardı düşünceli kafasını.”Ve Hera, Zeus’un dokuz eÅŸinin birincisi oldu.

TİYATRO

Agora’nın batı kapısından aÅŸağı inen taÅŸ döşemeli yol, önce hamamlara oradan da tiyatroya ulaşır. Denize ve Lesbos(Midilli) adasına bakan tiyatro, kent merkezinin güneyinde doÄŸal bir kayaya oyulmuÅŸtur.Yapım tekniÄŸi ve plan özellikleri bakımından bir Roma Çağı tiyatrosudur. Büyük bir olasılıkla daha eskisinin yerine yapılmıştır. Kavelası iki diazoma ve 26 oturma sırasından oluÅŸmaktadır. Parados duvarlarında her iki tarafta da beÅŸik tonozlu birer mekan vardır. Bu iki odanın bilet ve kitap satışı ya da görevliler için yapıldığı düşünülmektedir. Büyük olmayan skene zamanla geniÅŸletilmiÅŸtir. 19.14 m geniÅŸliÄŸi vardır ve iki katlıdır. Sahne yapısı üç odaya bölünmüş;odalar birbirine kapılarla baÄŸlanmıştır.Cephede, klasik tiyatro plan düzeninde çoÄŸunlukla görüldüğü gibi, ortadaki daha geniÅŸ ve yüksek olmak üzere toplam üç kapı vardır. Küçük kapılardan biri exodos, diÄŸeri eisodostur, ortadaki ise saraya giriÅŸ ve çıkışı simgeler.Oyuncuların yer aldığı platform (proskene) 2.5 m geniÅŸliÄŸindedir ve bu alanı önde 12 adet yarım sütun taşımaktadır. Koro ve müzisyenlerin bulunduÄŸu orkestra yeri 20.5 m çapındadır ve bu düzlüğü, oturma yerlerinden taÅŸ korkuluk ayırmaktadır. 5000 seyirci kapasiteli Assos tiyatrosu, deprem sonucu kaymış ve büyük ölçüde harap olmuÅŸ, sonraki yüzyıllarda da taÅŸ ocağı olarak kullanılarak taÅŸlarının çoÄŸu sökülüp götürülmüştür.

STOA

Pazar yerinin kuzey kıyısında daÄŸdaki kayalar yontularak 111m uzunluÄŸunda ve 12-42m derinliÄŸin-de, tamamen güneye dönük, oldukça iyi inÅŸa edilmiÅŸ bir yapı olan “stoa”ya yer açılmıştır. Merdivenler, sütunların arasındaki açıklıkların taÅŸtan korkuluklarla kapatılmış olduÄŸu doÄŸu tarafındaki dördüncü sütuna kadar bina boyunca uzanmaktadır. Zemin hizası depremlerden zarar gördüğü için olması gereken seviyenin altındadır, bu yüzden de araÅŸtırma yapabilme imkanı bulunmamaktadır.

AGORA (PAZAR YERİ)

Pazar yeri, yani Agora, stoa ile aynı yüksekliktedir. Banyonun doÄŸusundaki açıklıktan insanlar tiyatroyu ve denizi rahatlıkla görebilmekteyken, banyoların bir üst katı da güneyde açık bir sütunlu giriÅŸ kapısı olarak tasarlanmıştır. Batıda Pazar-yeri’nin giriÅŸ kapısında küçük bir tapınak göze çarpmaktadır. Ve doÄŸuda onun önünde , çok sayıda heykel ve kitabenin çevrelediÄŸi “Pedestals” ve önde de konuÅŸmacıların ayakta dikildikleri ” Bema” nın bulunduÄŸu toplantı salonu dikkat çekmektedir. Pazaryerinin geri kalan kısmı ise tamamen Akropolis taşından yapılmış dikdörtgen bloklarla kaplanmıştır. Tapınak, Bizans döneminde bir kiliseye dönüştürülmüş ve tamamen harap olmuÅŸtur

ŞEHİR DUVARLARI

Akropolis’teki duvarlar ve kuleler Helenistik çaÄŸda inÅŸa edilmiÅŸ olmasına raÄŸmen, daha sonra Bizans ve Türk dönemlerinde tamir edilmiÅŸtir. Duvarların inÅŸa ediliÅŸ tarzı, bunun kolaylıkla görülmesini saÄŸlar. Helenistik çağın duvar yapısı, aralarında kireç harç kullanılmak-sızın yuvarlak yüzeyli kayalardan meydana getirilen, oldukça ilkel bir duvar yapısıydı. Akropolis’ten daha da aÅŸağıya, batı yönüne doÄŸru yürüdükçe bu ilkel duvarların bazı bölümlerini görme imkanına sahip olabiliriz. Bu duvarlar, ÅŸehrin batı giriÅŸinde bütün heybetiyle ayakta durmaktadır. Akropolis’in doÄŸu bölümünde ise , duvarların doÄŸayla iç içe girip kaybolduÄŸu, farklı bir tahrip olma ÅŸekline ÅŸahit olabiliriz. DoÄŸal etkenlerin ve zamanın acımasızlığı bütün bu sanat eserlerinin tahrip olmasına sebep olmuÅŸtur.Assos; attığımız her adımda, geçmiÅŸ zamanlardaki Akropol ÅŸehirlerinin tüm görkemini gözler önüne sermektedir.Assos’un örenleri l88l-1883 yıllarında J.T. Clarke’ın idaresi altında bulunan bir Amerikan arkeoloji heyeti tarafından incelenmiÅŸ ve kazılar yapılmıştır.Bu kazılardan çıkan eserlerden bazıları Louvre ve Boston müzelerine götürülmüştür. Bazı eserler de İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

NEKROPOL ( MEZARLAR)

Antik çağın kentlerinde mezarlıklar; kente gelenlerin her biri bir anıt olan mezarları görsün, selamlasın diye kentin dışında ve genellikle yolun kenarında olurdu.1884 yılında kazıların sona eriÅŸinden sonra geçen zaman içinde, ortaya çıkarılan mezarların tümü tahrip olmuÅŸtur. 1981′de yeniden baÅŸlayan çalışmalar ile birlikte eskilerinin de onarımına baÅŸlanmıştır.Assos’ un iki Nekropolü vardır. Birincisi ve asıl önemli olanı batı kapısına giden taÅŸ döşemeli yolun iki tarafına oturtulmuÅŸ Batı Nekropolü; diÄŸeri doÄŸu kapısı önündeki DoÄŸu Nekropolü’ dür. Batıda-kinde sıkça küp içine gömme yöntemi görülmektedir. Bir küp içine ikili gömme de yapılabilmekteydi.Batı Anadolu’ da M.Ö 6. yüzyılda çok rastlanan, yakarak (kremasyon) gömme tekniÄŸi Assos’ ta da görülmektedir. Kazılar sırasında ölü küllerinin içine konduÄŸu Urna adı verilen çömleklere çokça rastlanılmıştır. Ortaya çıkarılan bu örnekler Çanakkale Müzesi’nde sergilenmektedir. (http://www.canakkaletravel.com/canakkale/assos/index.htm Adresinden Alıntıdır.)

2008-2009 Turkcell Süper Lig Fikstür

Eylül 16th, 2008

2008-2009 Turkcell Süper Lig Fikstürine adresinden bakabilirsiniz…

http://proje.hurriyet.com.tr/spor/DisplaySpor.aspx?ligID=24&listTip=1#3

Komik telefon şakası (Kemal Sunal) video

Eylül 15th, 2008

Komik telefon şakası (Kemal Sunal) video

Komik telefon ÅŸakası -”ben vahit!!!” video

Eylül 14th, 2008

Komik telefon ÅŸakası -”ben vahit!!!” video


Çanakkale’de 93 Yıllık Tarihi Mayın İmha Edildi

Eylül 13th, 2008

Çanakkale BoÄŸazı’nda tesadüfen bulunan 93 yıllık tarihi mayın, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’ndan gelen SAS Komandoları tarafından patlatılarak imha edildi. Çanakkale’nin Eceabat ilçesinde bulunan Çamburnu mevkiinde sahile 80 metre mesafede tespit edilen mayın için Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’ndan ekip istendi. Olay yerine gelen SAS Komandoları, mayının bulunduÄŸu yeri tespit ederek imha çalışması baÅŸlattı. Bu arada Jandarma Komutanlığı’na baÄŸlı ekipler de güvenlik açısından Kilitbahir köyü ile Eceabat ilçesi arasındaki karayolu trafiÄŸe kapattı. Öte yandan Çanakkale BoÄŸazı’ndan geçecek gemilerin güvenliÄŸi açısından Deniz Trafik istasyonu, boÄŸazı belirli bir süre tek yönlü olarak trafiÄŸe kapattı. Ayrıca Çanakkale Belediyesi ile Eceabat Belediyesi de vatandaÅŸları hoparlörlerle patlama esnasında çıkacak sese karşı panik yapmamaları konusunda uyardı. SAS Komandolarının yaklaşık 2 saat süren çalışmasının ardından tarihi mayın saat 12.15 sıralarında fünye ile patlatılarak imha edildi. Patlamanın basıncıyla denizde yaklaşık 3 metre boyunda su havaya yükseldi. Patlama sonunda açıklamada bulunan Eceabat Kaymakamı Muhterem İnce, “BoÄŸaz Komutanlığımızın kontrolü altında sahile 70-80 metre uzaklıkta patlayıcı özelliÄŸini yitirmiÅŸ bir mayın imha ettirildi. Patlama esnasında Sahil Güvenlik, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı, Jandarma Komutanlığı gerekli güvenlik tedbirlerini aldı. İlk tespite göre patlayıcı özelliÄŸini yitirmiÅŸ olduÄŸu tespit edildi” dedi. Patlamanın ardından SAS Komandoları bölgede kontrol dalışı yaptı. Herhangi bir olumsuz durumun tespit edilmemesinin ardından deniz trafiÄŸi ile kara trafiÄŸi normal seyrine döndü. (Canakkaletravel.com Sitesinden Alıntıdır…)

Yanlış Numara | Yanlış Numara video

Eylül 12th, 2008

Yanlış Numara videosu